Uzaktan bakanlar biz öğretmenlerin kendi çocuğuna akşamları ders çalıştırdığını düşünür değil mi? Oysa gerçek hiç de öyle değil. Bu yıl itibarı ile meslekte on beşinci yılıma çalışıyorum, hani tabiri caizse hangi sınıflara girdik, ne akıllı, ne perişan çocuklar gördük... Birbirinden farklı, binbir çeşit öğrenci....


İlk yıllarda çok daha idealist oluyorsun. Her öğrencini aynı ayarda görüp aynı ayarda seviyorsun, öğrencilerinin kişisel farklılıklara sahip olabileceğini düşünmüyorsun, hepsini de sevdiğin için, başarısız olan bir çocukta kendini suçluyorsun. Bu işin, aslında senin dersi kavratma yeteneğinden ziyade çocuğun ilgisinden dolayı olabileceğini de yıllar sonra farkediyorsun. Bu farkındalık insanı biraz rahata itmeye başlıyor. "Elimden geleni yapıyorum ama bazı öğrenciler başaramıyor" demeye başlıyorsun. Tükenmişlik sendromu diye bilinen olayı dünyada en çok yaşayan mesleklerden biri de öğretmenlik.
Her neyse bi andan sonra meslekle ilgili sorgulamaların başlıyor; " ben neredeyim, doğru yerde miyim, acaba bu iş bana göre değil mi? Bu çocuklar başka bir öğretmenin öğrencisi olsaydı daha mı başarılı olurlardı" gibi sorular beynini yemeye başlıyor. Sonra öğrencilerinin arasında çok başarılı olan ve de öğrenenleri farkedince bunun tam da seninle alakalı olmadığını düşünmeye başlıyor, kişisel farklılıkların da olduğunu kabul etmeye başlıyorsun.

Sonrasında durumu ve sistemi olduğu gibi kabullenme sürecine giriyorsun. Ne yaparsan yap aslında önemli olan öğrencinin kendisi ve onun duygu ve yaptıklarıdır düşüncesi ile davranmaya başlıyorsun. Bir süre bu duygu ile rahatlamaya çalışıyor, ardından üçüncü aşama ile karşılaşıyorsun....

Yıllar geçmiş üstünden, mesleğinde doruktasın belki bi sürü birikimin var, öğrenci seni yıkamaz kalelerin sağlam, çünkü zaten idealistlik yıllarında kendini çok geliştirmiş ve öğrencinin karşısında ezik durmamanın ve öğrencinin seni saymasının tek yolunun BİLGİ olduğunu kavramış ve sen bildiklerinle onları ezecek güçtesindir. Ne, saygılı davranmak, ne güzel giyinmek, ne iyi davranmaktır öğrencinin gözünde asıl güç, öğretmeninin konusunu bildiğini bilmesidir. Öğrenci onu anladığı anda sana karşı tavrını değiştirir, bu olması gereken midir bilmiyorum ama olan kesinlikle budur. Zaten bilen ve bildiğinin farkında olan öğretmen öğrencilerin de gazına gelmez, emin olduğu konuyu iddia bile eder, sen benden iyi mi bileceksin. Elbette ki bu dediğim şımarıklık anlamında değil, açık kapı bırakmak her zaman yeğdir ama emin olduğun bir konuda lafı uzatmak, öğrenciye zaman vermek gereksizdir.

Bu dönem görünüşte en parlak dönemdir. Bazı şeylerin farkına varmışsındır. İşin hayatında çok önemli bir yerdedir. Fakat madalyonun bir de öbür yanı vardır. Bu arada kendi çocukların büyümüş ve eğitim yönünden sana muhtaç hale gelmişlerdir. Senin başka okullarda, başka çocuklara bıkmadan, kızmadan, yorulmadan tekrar tekrar anlattığın dersten kendi çocuğun sıkıntı yaşıyordur ama sen kayıtsız kalıyorsundur. Okulda enerjini öyle tüketmişsindir ki, eskiden yoldan geçenlere bile anlatmakta beis görmeyeceğin herhangi bir konu gözünüzde büyür büyür büyür, kocaman olur. İşte o zaman dehşetle farkedersiniz ki siz artık idealist değil, bir profesyonel olmuşsunuzdur ve kendi çocuğunuza akşamları "ders anlatmayı isteme" konusunu nasıl yeneceğinizi düşünür, düşünür, düşünürsünüz........
Konuyu da dağıttım ama söylemek istediğim şu ; kendi kızımla ders çalışmak çok zor geliyor. Akşama kadar okulda binbir farklı çocuğa, çoğu zaman kızmadan, sabırla, sakin bir şekilde anlattığım konular evde gözümde büyüyor. Okulda o kadar yoruyor ve kendimi veriyorum ki neticede bütün bu bilgi ve birikimlerimden faydalanlar kendi çocuklarım olamıyor maalesef. Kendimce bazı şeyler düşündüm. Kızımın okulunda derse girmek gibi, hatta tayin isteyip onun sınıfında dersine girmek gibi. Böylece diğer çocuklara anlatırken kızımla da ilgilenmiş olurum diye düşündüm. Bu fikrim herkes tarafından yadırgandı, annesinin dersine giren çocukların psikolojik travması ile ilgili bir sürü örnek tıkıldı beynime, kafam bulandı, şimdilik vazgeçtim. Gerçekten de kötü bir durum bu. İş yerinde vereceğin tüm psikolojik rahatlığı, gerilimi eve taşımak ve de 9 ay boyunca karnında taşıdığın kanından olan birine bir konuyu öğretmekten aciz olmak..
Kendime kızıyorum, kızıyorum, keşke işyerinde rahat olup, evindeki çocuğu ile ilgilenenlerden olsaydım. Yok mu bunun ortası ey hayat !!!

7 yorum:

cesetizleri dedi ki...

gönül yarası filmi beni çok düşündürmüştü..
çocuklar filmin sonuna doğru babalarına hakaretten beter suçlamalarda bulundular..
öğrencilerinle ilgilendiğin kadar ilgilenmedin bizimle.
öğretmenlik için bizi ordan oraya sürükledin, şöyle oldu böyle oldu.. bir sürü şey..
o an aklım karıştı, karıştım..
öğretmenlik zannedildiği gibi bir meslek değil gerçekten, yaşamayan bilmez türünden bir işkence kimi zaman.. güzel bir işkence..
daha neler var bu öğretmenlikle ilgili bir sürü konu çıkar düşününce..
mesela ben her şeyi bilmemiz gerektiğini düşünen insanlardan nefret ediyorum..
osmanlıca bir kelime soruyor bana.. sözlüğe bakıyorum.. aa sen türkçe öğretmenisin sözlüğe mi bakıyorsun.. Türkçe öğretmeniyim işte sözlük ya da ansiklopedi değilim. gene diğerlerinden çok kelime biliyorumdur ama her şeyi bilmem imkansız..
mahallemizde bir kız var fizik kimya sorusu getiriyor..
ben sayısaldan kurtulalı 6-7 sene oldu.. bilemem ki.. ama nedense yadırganıyor..
:)
daha bir sürü konu..
şimdiden sıkılmayayım, psikolojim bozulmasın diye blogta işlemiyorum bu konuları. seneye inşallah işleyeceğim.. :)

Array! dedi ki...

Bilmiyorum ayni sey mi ama ben de surekli komsu cocuklarina ders calistiran, kitaplarini kaplayan, odevlerine yardim eden bir adamdim. Ama mesele kendi kardesim olunca cok sabirli olan ben birden degisiyorum. Izdirap gibi geliyor, zor geliyor. Bunun profesyonellikle de alakasi yok. Napicam ben?? :)

Galiba reddetmenin yaratacagi memnuniyetsizligi bir sekilde halledebildigimizi dusundugumuz zaman daha farkli yaklasiyoruz. Mesela komsumuzun kizi benimle ders calismak istedigi zaman, Tv izliyorum yok mok doyemiyorsun ama ayni seyi kardesime yapabiliyorum. Sen de okuldakilere bugun ders yapmayacagim, keyfim yok demiyorsundur (tamam diyen ogretmenlerim oldu :-) ama hani teorik olarak) ama nazin cocuguna geciyor aslina.

O yuzden canini SIKMA derim. elbette bir orta yol bulabilirsiniz

yazbakim dedi ki...

Valla canım sıkkın, şimdilik yorumlarınıza teşekkür edip çıkayım. Nasılsa düzelirim, arada böyle depresyon geçirmek de gerekiyomuş demek ki. Yazarım yine. Sevgiler

Martielex dedi ki...

Birçok öğretmenin aynı durumda olduğunu görüyoruz,gayet normal bir süreç yaşadığın bence ... Arada bir olur ölye,Kişisel Püf Anları diyorum ya ondan :)

mehtap dedi ki...

Valla canancığım, okuduklarımda inan kendimi buldum.Benim eşimde eğitim camiasında.Öğretmen değil, idarecilik yapıyor.Eşim kızımla ilgileniyor,bazende ben ilgileniyorum ama çocuğunuz her türlü imkanları sunduğunuz halde sorumluluğunu yerine getirmiyor,çabalarınızı önemsemiyorsa inan çok yıpranıyorsun.Benim kızım inanılmaz zeki,ama sanki bizi cezalandırmak istermişcesine inadına kayle almıyor.İnan yazılarda bildiği evde çok güzel yaptığı soruları okumuyormu baştan savma okuyup soruyu mu kavramıyor,pisi pisi düşük not alıp gelmesi,bize ceza gibi ya...canım çok sıkkın bu konuda.çevremizdeki bütün öğretmen arkadaşlarımız kapasitesini çok iyi görüyor,Çocuk psikiyatristine de gittik.Sorun olmadığını, çok zeki olduğunu söylediler falan filan.Yoruldum ya....Ben senin bahsettiğin rahat işyerlerinden birindeyim ama çocuğumun içinde birşeyler olmayınca nafile.Canım bu konuda çok sıkıntılıyım bende.Çocuğunun okulunda öğretmeni olman bence de doğru olmaz ama başka bir öğretmen arkadaşına verip uzaktan kontrolünü yaparsın bence.sevgiler.Allah kolaylık versin hepimize,tabii ki önce sağlık inşaallah.

cesetizleri dedi ki...

öğretmenler gününüz kutlu olsun efendim.. saygılar.

yazbakim dedi ki...

Teşekkürler cesicim, senin de öğretmenler günün kutlu olsun. Öpüyorum :)